Kemikten Gemi

Uzaktan gördüm onu Bembeyazdı, ihtişamlıydı.

Yaklaştım ona Sertti, Sağlamdı.

O kemiklerden yapılmış bembeyaz bir gemiydi kaptanı Azrail’di.

Azrail gördü beni. Gemisinin ilgimi çektiğini anladı ve davet etti.

“Gel” dedi ” Sana kanlı okyanusu, ruhların yolculuğunu göstereyim.”

Bindim o kemikten yapılmış bembeyaz gemiye…

O göz alabildiğince mavi olan okyanus suları birden kıpkırmızı oldu, Köpürdü, Kudurdu.

Bembeyaz olan gemiyi Kırmızıya boyadı…

Ruhların gökyüzünde ki ilerleyişlerini izledim. Batık gemilerdeki ruhları gördüm.

Hepsi solgun yüzlü umursamaz tavırla bakınıyordu sağa sola..

Acıktığımı hissettim, Azrailin Gemisinde yiyecek yoktu, çünkü o ölüler diyarına aitti.

Okyanusa baktım yemek için balık var mı diye.

Kanlı sularda sadece insan ve anlam veremediğim yarataklara ait olan; kollar, bacaklar, organlar, kemikler yüzüyordu.

Rüyamdan uyanmak istedim. Azraile ” Gönder beni geriye, ölüm bana çok uzak olan bir kapı” dedim

Güldü, Sadece Güldü…..

 

Dipnot 1 : Bu yazıyı lanetliyorum. Çünkü;

31 Aralık (bu yazıyı yazdığım gün) Dedemin en büyük kardeşi öldü.

1 Ocak: Eşimin Babaannesi öldü.

2 Ocak: Kendi Babaannem öldü.

3 Ocak: araba kazasında aracımın ön sol tarafı hasar aldı. Ve bugün Azrail can almadan gitti. Tahminimce sıramı savmış bulunmaktayım.

Böyle bir yazı yazarak Azrailin dikkatini çektiğimi düşünüyorum 3 tane ruhuda beraberinde götürmüş olmalı….. : )

 

Dipnot 2 : Konudaki yazı hayal ürünü olmakla beraber Dipnot 1 de anlatılanlar gerçek üründür yaşanmıştır….

 

Bu Şehirde Binalar Etten

Bu şehirde binalar evler  Etten ibaret. Bina kolonları kemikten, duvarlar etten.

Yer kanıyor sıcak kımızı, kan kokuyor heryer!

Eski yapıların çürümüş et kokuları burnumda, sokaklarda yürümek imkansız,

İnsanlar oksijen tüpleri satmaya başlamış. Hava bile parası olana var bu şehirde.

Fakirler evleri kesip yemekte, Zengin kesim tiksinerek izlemekte…

İmamlar ev yemek haram diyor, fakirler yiyor durmaksızn…

Evler canlı onlar yaşıyor bizi duyuyor, görüyorlar belkide…

 

Git Dedi Tanrı

Yoktum bir zamanlar. Ben vardım ama sadece HİÇtim. Yoktum belkide.

Tanrı çıktı karşıma ” GİT ” dedi…

“Olmaz” dedim.

“Gideceksin, Mecbursun. EMREDİYORUM!!” dedi.

Gitmek zorunda kaldım. Hiçliğimi terk ettim beden buldum CAN buldum. CAN oldum.

 

Kararsızlık

Kararsız kalmak ne kötü birşeymiş şu hayatta,

Kararsız kalmaktansa yanlış bile olsa kara vermeli mi insan, yoksa kararsız kalmaya devam mı etmeli?

Beynimde dönen düşünceler yiyor ruhumu zamanla acıtarak, Bu acıdan zevk almaya başladım galiba. Zor gelir oldu karar vermek.

Kararlı ve kararsız olmak. Kararlı olmayı seçeceğim galiba. Kurtulacağım acılarımdan. Beynimdeki dönen düşüncelere  ” DURUN ” diye haykıracağım önce şaşıracak düşüncelerim ama sonra bırakacaklar ruhumu yemeyi.

Kötüde olsa karar vermeli insan.!

 

Birşey Yapmalı

Ama ne?

Duruyor muyum acaba?

Yada gidiyor muyum.?

Gidiyorsam ve duruyorsam neye göre hareket durumundayım.

Yanımdaki ile eşit gidiyorsam o zaman kendimi durmuş şekilde görmez miyim? Yalan söylemez mi gözlerim bana?

Birşey Yapmalı…

Ama NE??

Ruh Hapishanesi

Gün gelecek dünya diye bir yer vardı diyeceğiz.

Hiçliğin içine düştüğümüzde, elimizde sadece soluk bir resim olacak içinde çocuklar olacak havuzun içerisinde.

Bakacağız o resme dünyayı hatırlamak istercesine! Ama yok o dünya, yok o yaşam…

Belkide bedenimiz bile yok!! Ellerimiz yok o resmi tutan…

Beyin yarattı belkide onca yalanı bize.

Hep kandırdı bizi, hep yanlış şeyleri gösterdi yanlış zevkler tattırdı.

Hiç olmayan acıları tattık belkide.

Ruhumuz bir hapishanede hapsolmuş, Düşüncelerimiz bile bizim değil bence!….

Beynim hem çok dolu hem çok boş

Beynim hem çok dolu düşünceler dolup taşıyor. Hemde çok boş düşünecek düşünce gelmiyor.

Acaba küçük düşünceler mi büyük yer kaplıyorda beynim doluyor.

Yoksa büyük düşünceler çok büyük olduklarından beynime sığmıyorda üzerini örterek yeni düşüncelerin girmesine engel oluyor.

Neden insanın iç sesi susar? umutsuzluğu bildiğinden insanı terk mi ediyor?

Yoksa mutluluğu gördüğünden, yapacak bir işi kalmadığından kendi iradesi ile gidip insanı yapayanlız mı bırakıyor?

Her ne sebeple olursa olsun. ya susmuşsa o iç ses ve ihtiyacımız varsa o sese?

Tek yoldaşımız o ise, Susma iç ses susmaaa…

Konuş! Bağır! Feryat et!

Ama yeterki SUSMA!!!!!!