Son Çırpınış

Sabah güneşinin yüzüne vurmasıyla uyanıyorsun. Bugün tatil biryerlere gitmek istiyor canın. Dışarısı o kadar sıcak ki evde klima karşısında oturup kitap keyfi yapmak istiyorsunda, ama yenik düşüyor bu düşüncen. İçin içine sığmıyor, kahvaltı bile etmeden kendini deniz ekipmanlarını almış birşekilde yolda buluyorsun. Deniz kıyısında kahvaltı fikri çok cazip geliyor. Yol üstünde bir markete giriyorsun. Peynir, ekmek ve domates alıyorsun…

Sahile varıyorsun. Erken kalkan yol alır misali sahil bomboş tek tük insan var. Gözüne kestirdiğin bir yere şemsiyeni dikip hasırınıda gölgesine seriyorsun. Kahvaltılıkları açıyorsun ama deniz seni cezbediyor, “biraz yüzüp çıkayım ondan sonra yerim şu domatesi ” diyor ve kendini denizin içinde buluyorsun.

Bacağında ufak bir sızı hissediyorsun ve birden o sızı büyüyor. Bacağına kramp saplanıyor ve kıpırtadamıyorsun. Su üzerine durmak için ne kadar çaba harcasan nafile. Dibe batmaya başlıyorsun. Ciğerlerin hava ile dolu ama ne kadar dayanabileceksin ki. 40 saniye 50 saniye derken kalbin göğüs kafesini parçalarcasına atıyor, ellerin seni suyun yüzeyine taşımak için istemsizce hareketler yapıyor. İçgüdüsel olarak hayatta kalabilmek için vicudun direniyor. Akciğerlerinde ki hava tükeniyor nefes alma güdüsü artıyor ve istemsizce açıyorsun ağzını… Sen dibe batarken o seni hayatta tutan son kabarcıklarda hızla yüzeye ulaşıyor.

Tüm o mücadelenin sonuna varıyorsun… Sadece gözlerin ile yüzeyden gelen ışığı görebiliyor ve suyun uğultusunu belli belirsiz duyuyorsun. Sessizlik….

Birden bir irkilme geliyor ve son bir defa daha çırpınıyorsun, kramp geçmiş vicudun senin kontrolüne tekrar dönmüş. 1 kulaç, 2 kulaç 3… ve kafanı hava ile buluşturuyor ve ciğerlerin yırtılırcasına öksürerek nefes alıyorsun…

İşte o son çırpınış seni tekrar hayata bağlıyor, sahilde kahvaltın ile hayatına kaldığın yerden devam ediyorsun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir